Bedenimiz yaralandığında nasıl telaşa kapılıp müdahale edilmesini istiyorsak ve harekete geçiyorsak duygularımız yaralandığındada aynı özeni göstermeliyiz. Yaralanmamızın boyutuna göre hareket etmeliyiz. Ameliyatsa ameliyat, pansumansa pansuman.Sadece merhem sürdüğümüzde hallolacak bir yaraysa o halde merhemi sürelim. Kısaca harekete geçelim. Duygularımızın hasar gördüğü noktalarda biz napıyoruz? Tıpkı bedenimizin yaralandığı anda verdiğimiz o feryat figan tepkiyi veriyorsak bile bununla kalıyoruz. Ağladık, bağırdık, feryadımızı ettik. Peki sonra? İyileştirmek için herhangi bir müdahalede bulunuyor muyuz? Bırakın müdahalede bulunmayı açık yaranın üstünü kapatıp yaranın dahada kötüleşmesi için uğraşmıyor muyuz? Daha fazla acı çekeceğiz diye yarayı görmezden geliyoruz. İyileştirici herhangi bir müdahalede bulunmayıp sürekli açık yarayı örtmeye çalışmamızda o yaranın kabuk bağlamamasına neden oluyor. Sonra bekliyoruz kabuk bağlasında artık tamamen iyileşsin diye. Kendiliğinden iyi olsun ve geçsin gitsin hatta izi bile kalmasın istiyoruz. Biz bu konuda birşey yapmazsak bu nasıl mümkün olabilirki?
Yaranın vereceği acı her ne boyutta olursa olsun onu iyileştirmek için çaba sarfedelim. İnanın o anda yaşanacak olan acı; hiç iyileşmeyen, bir türlü kabuk bağlamayan ve git gide dahada kötü bir hal alan açık yaranın vereceği uzun süreli acıdan daha az olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder