Küçükken yaşadığınız bir çok olay karşısında yeteri kadar üzülmenize izin verildi mi? Ya ağlamanıza? Korkmanıza? Karşı çıkmanıza, itiraz etmenize? Yoksa hep bastırıldı mı?bu duygularınız, tepkileriniz. Anne babanız veya ebeveyniniz (sizi kim yetiştirdiyse) bastırdığı için bu tavırlarınızı, siz de açığa çıkarmamak için çeşitli mücadeleler verdiniz mi?
Duygularımız, tepkilerimiz, tüm tavırlarımız bastırıldığı için bunun böyle olduğunu öğrenip bu yöntemle büyüyoruz. Ve yetişkin olduğumuzda da ne hissettiğimizi, ne istediğimizi, nasıl davranmamız gerektiğini ve çoğu zamanda ne düşündüğümüzü bile bilemiyoruz.
Çocukken geliştiremediğimiz her şeyi yetişkin olduğumuzda geliştirmek durumunda kalıyoruz. Kendi kendimizin ebeveyni oluyoruz. Hep daha derine inmeye çalışıyoruz. Kendimizi yeniden keşfediyoruz. Keşfettiğimizde de şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Bazen ortaya çıkan manzara bizi oldukça duygusallaştırıyor bazen üzüyor bazen de gülümsetiyor. Ama ne olursa olsun keşfe değiyor.
23 Şubat 2015 Pazartesi
23 Ocak 2015 Cuma
Atalarımızdan Miras
Her fikrimizin,davranışlarımızın,yaşadıklarımızın tek sorumlusu biz miyiz? Bazen neden o şekilde hareket ettiğimizi bilmeden adım atarız. Seçimlerimizi yaptığımızda, belli bir bakış açısı getirmeden yaptığımızı fark ederiz. Mantık ve duygularımızla değil bilinmeyen bir sebeple hareket ettiğimizi görürüz. Buna çoğu zaman anlam veremeyiz. 'Öyle işte' der, geçeriz. Bizim bile nedenini bilmeden yaptığımız her şey ve sahiplendiğimiz her bakış açısı, atalarımızdan bize miras. İster bunları tasvip edelim ister etmeyelim..Zamanında bunlarla kavgalarımız bile olmuş olsa atalarımızın fikirlerini,davranışlarını,kurallarını,yaşam biçimlerini,tarzlarını kısacası her şeylerini alıyoruz. Çoğu zaman bunu kabul etmek istemiyoruz. 'Hayır, ben onun gibi düşünmüyorum' dediğimiz oluyor. Ama eninde sonunda görüyoruz ki, biz de onlar gibi davranıyoruz. Onların tepkilerini verip hatta hayatlarına çok benzer hayatlar yaşıyoruz. Bunu en fazla anladığımız an da bizi en çok etkileyen konularda ortaya çıkıyor. En fazla nelerden etkilendiğinize bir bakın. Nelere sinirlenip, hangi konularla uğraşıyor ve yoruluyorsunuz. Bir türlü çözemediğinizi düşündüğünüz neler var hayatınızda..Bunlara dikkat ettiğinizde, anne babanızla veya dedeniz büyükannenizle ne kadar benzer hayatlar yaşadığınızı göreceksiniz. Bu durumu inkar etmenin bir faydasını göremeyeceğiz. Yapmamız gereken şey, ilk önce kabul etmek sonrada yapabileceğimiz değişimler varsa kendi faydamıza bu değişimleri gerçekleştirmek olacaktır.
15 Ocak 2015 Perşembe
Tam Olmak İçin
Geçmişimizi ne kadar kabullenebiliyoruz? Herşeyiyle, tüm yaşanmışlığıyla, olduğu gibi..Yok saymadan, üzerini örtmeye çalışmadan,geçiştirmeden..Kabullenmemiz için hep iyi şeyler mi? yaşamış olmalıyız. Her güzelliği kolayca bağrımıza basabiliyoruzda, neden? olumsuz yaşanmışlıklarımızı, yanlışlarımızı, hatalarımızı bir türlü kabul edemiyoruz. Biz her ne kadar üzerlerini örtmeye çabalasakta onlar tüm hızıyla yüzeye çıkıp 'ben buradayım'diyorlar. Adeta gözümüze sokar gibi..Onlar da bize ait..Onlar da bizi biz yapan şeyler..Tıpkı iyi ve güzel yaşanmışlıklarımız kadar..Bizi 'tam' yapmakla kalmayıp yolumuzda daha iyi ilerlememizi sağlıyorlar. Bütünü oluşturan kıymetli parçalar..Siyah-beyaz bir puzzle tablosu düşünün. Tüm beyaz parçaları yerine yerleştirdiniz, siyahlar tablo dışında kaldı. Peki..Şimdi bu tablo tamamlanmış oldu mu? Bizde tıpkı bir puzzle tablosu gibiyiz. Ancak siyah parçalarımızda tabloya dahil olduğunda tamamlanabiliyoruz. Dönüp arkaya baktığımızda ''keşke yaşanmasaydı'' dediğimiz herşey, bizi şu an ki biz yapan, tamamlayan ve daha iyiye taşıyan şeyler. Yaşanmışlığı, tek başına değerlendirmeyelim. Bütüne nasıl bir fayda sağladığına bakıp, kazanımlarımızı görelim. İlk önce buna şükredelim sonra da tüm benliğimizle kabul edelim. Bunu içselleştirdiğimizde yolculuğumuz esnasında taşıdığımız gereksiz yüklerden nasıl da kurtulduğumuzu göreceğiz. Ve bunun bizi ne kadar hafiflettiğini farkedeceğiz. Hafiflemiş olarak devam ettiğimiz bu yolculuk, hem hızlanmamızı hem de yolculuğumuzdan keyif almamızı sağlayacak.
30 Aralık 2014 Salı
Mutlu Yıllar :)
2015, her isteğinizin gerçekleştiği bir yıl olsun..İstediğiniz herşeyi listeleyin hem de tüm detaylarıyla. Ama bununla yetinmeyin..Neler yapabilirsiniz? Bunları gerçekleştirmek için nasıl harekete geçebilirsiniz? İlk adımınız ne olmalı? Bu sorulara da yanıt verip işe koyulun..İşte o zaman 2015, size istediğiniz herşeyi yaşatabilecek bir yıl haline dönüşecektir.
Hadi! Başlayalım mı?
Hadi! Başlayalım mı?
25 Aralık 2014 Perşembe
Boşluğumuz ve Tatminlik Duygusu
Hepimiz içimizdeki boşluğu doldurmakla meşgulüz. Bu boşluk kişilere göre değişiklik gösteriyor. Tatmin duygusunu hangi alanda yaşayamamışsak, o alanı tatmin etmeye çalışıp ona eğiliyoruz. Bazılarımız ailesiyle çok iyi ve sağlıklı bir ilişki kurup sevgi konusunda tatminlik yaşarken bazılarımız iş alanında tatminlik yaşıyor. Bu durumda da boşluklarımız, tatminsiz alanlarımız değişiklik gösteriyor. Bir alanda doymuşluk söz konusuysa diğerlerinde eksik kalma kaçınılmaz oluyor. İşte o zaman devreye girip 'Bu alanıma el atmam lazım'deyip harekete geçiyoruz. Bu konuda herhangi bir şey yapmayan kişiler de var tabi ki. Arkaya atan, yadsıyan..
Neler yapabiliriz? Bu konuyu nasıl ele alabiliriz?
Bence tatmin olmamış alanımızı ortaya çıkarmakla işe koyulabiliriz. Bunu ya bir kağıt kalem yardımıyla yapabiliriz ya da kendimize soracağımız soruları samimice sözlü olarak yanıtlayarak yapabiliriz. Alanımız iş; 'ne istiyorsun?' sorusuna cevabımız gayet açık ve samimiyse, istediğimiz şeye yakın durumda mıyız? Tatminlik yaşıyor muyuz? bunlara bakmalıyız. Veya kadın-erkek ilişkisi..Aile..Sağlık..Para..Kariyer..Huzur..Mutluluk..Kısacası önemsediğimiz her değer için nasıl bir tatminlik yaşamak istiyoruz? Yaşayabiliyor muyuz? Yaşamıyorsak, bu konuda neler yapabiliriz? Bu sorular ve cevaplarla hedeflediğimiz tatminliği yaşamamız mümkün görünüyor. Yeter ki eksik kalan alanımızı bulalım. Kendimize dürüst davranarak bunları ortaya koymaktan çekinmeyelim. İlk önce kabul edelim sonra bu konularda neler yapabiliriz?onlara bakalım.
Her alanımızda tatminlik yaşamak için harekete geçmeye değer..Ne dersiniz?
Neler yapabiliriz? Bu konuyu nasıl ele alabiliriz?
Bence tatmin olmamış alanımızı ortaya çıkarmakla işe koyulabiliriz. Bunu ya bir kağıt kalem yardımıyla yapabiliriz ya da kendimize soracağımız soruları samimice sözlü olarak yanıtlayarak yapabiliriz. Alanımız iş; 'ne istiyorsun?' sorusuna cevabımız gayet açık ve samimiyse, istediğimiz şeye yakın durumda mıyız? Tatminlik yaşıyor muyuz? bunlara bakmalıyız. Veya kadın-erkek ilişkisi..Aile..Sağlık..Para..Kariyer..Huzur..Mutluluk..Kısacası önemsediğimiz her değer için nasıl bir tatminlik yaşamak istiyoruz? Yaşayabiliyor muyuz? Yaşamıyorsak, bu konuda neler yapabiliriz? Bu sorular ve cevaplarla hedeflediğimiz tatminliği yaşamamız mümkün görünüyor. Yeter ki eksik kalan alanımızı bulalım. Kendimize dürüst davranarak bunları ortaya koymaktan çekinmeyelim. İlk önce kabul edelim sonra bu konularda neler yapabiliriz?onlara bakalım.
Her alanımızda tatminlik yaşamak için harekete geçmeye değer..Ne dersiniz?
1 Aralık 2014 Pazartesi
Dersimizi Aldığımızda...
Sürekli aynı şeyleri yaşadığınızı düşündüğünüz oluyor mu? ''Ben bu filmi daha önce de seyretmiştim''dediğiniz anlardan bahsediyorum. Kişiler farklı, zaman ve mekan farklı ama olayın size verdiği his aynı..Bunu neden yaşıyoruz, hiç düşündünüz mü? Olayları tekrar tekrar yaşamamızın sebebi, hep aynı tepkileri verip çıkaracağımız dersleri çıkaramayıp doğru davranamamızdan kaynaklanıyor. Hep aynı şeylerin başımıza geliyor oluşu, bize bir takım dersler vermek için. Nasıl tepki veriyoruz? O anda karşımızdakine veya duruma karşı tavrımız nasıl şekilleniyor? Hangi yanlış davranışlarda bulunuyoruz? Ve neler hissediyoruz?
Her yaşadığımız soruna veya probleme ilk önce teşekkür ederek başlamamız lazım. 'Teşekkür ederim önüme çıkan sorunlar, beni bu durumla yüzleştirdiğiniz için ve çözmemi sağladığınız için. Artık bu konudaki dersimi almaya hazırım.' İçinde yatan dersi görmeye çalışalım. Kendimize hatta yaşanan olaya tamamen dışarıdan bakıp 'Nedir burada bana anlatılmak istenen?'diye yaklaşalım. Anlatılmak isteneni bulduğumuzda da o konuya derin bir şekilde değinelim. 'Ben başka nerelerde böyle davranıyorum? Bu benim hangi alanlarımı etkiliyor? Bugüne kadar verdiğim tepkilerin dışında nasıl tepkiler verebilirim?' gibi sorularla konuyu detaylarıyla ele alalım. Konumuzun üzerine gidip derinden yüzeye çıkardığımızda da artık bu konuda kendimizi nötrleştirelim. Yani egomuzla veya karanlık yanımızın sesiyle değilde tamamen içimizden geldiği gibi saf,samimi duygularımızla yaklaşımlarda bulunalım. Gerçekten bu konuda nötrleştiğimizde ve dersimizi aldığımıza emin olduğumuzda aynı durumu tekrar yaşamayacağız. Dersimizi almış ve o konuyu kapatmış halde hayatımıza devam edeceğiz. Bu durumu her konuyla ilgili yapabilirsiniz. Size sorun yaşatan olayları arkanızda bıraktığınızda her bir ders sonunda daha büyük ferahlık hissedip daha huzurlu olacaksınız. Bunu deneyimlerinizle sizlerde göreceksiniz.
Her yaşadığımız soruna veya probleme ilk önce teşekkür ederek başlamamız lazım. 'Teşekkür ederim önüme çıkan sorunlar, beni bu durumla yüzleştirdiğiniz için ve çözmemi sağladığınız için. Artık bu konudaki dersimi almaya hazırım.' İçinde yatan dersi görmeye çalışalım. Kendimize hatta yaşanan olaya tamamen dışarıdan bakıp 'Nedir burada bana anlatılmak istenen?'diye yaklaşalım. Anlatılmak isteneni bulduğumuzda da o konuya derin bir şekilde değinelim. 'Ben başka nerelerde böyle davranıyorum? Bu benim hangi alanlarımı etkiliyor? Bugüne kadar verdiğim tepkilerin dışında nasıl tepkiler verebilirim?' gibi sorularla konuyu detaylarıyla ele alalım. Konumuzun üzerine gidip derinden yüzeye çıkardığımızda da artık bu konuda kendimizi nötrleştirelim. Yani egomuzla veya karanlık yanımızın sesiyle değilde tamamen içimizden geldiği gibi saf,samimi duygularımızla yaklaşımlarda bulunalım. Gerçekten bu konuda nötrleştiğimizde ve dersimizi aldığımıza emin olduğumuzda aynı durumu tekrar yaşamayacağız. Dersimizi almış ve o konuyu kapatmış halde hayatımıza devam edeceğiz. Bu durumu her konuyla ilgili yapabilirsiniz. Size sorun yaşatan olayları arkanızda bıraktığınızda her bir ders sonunda daha büyük ferahlık hissedip daha huzurlu olacaksınız. Bunu deneyimlerinizle sizlerde göreceksiniz.
5 Kasım 2014 Çarşamba
Değişim Zamanı
Artık değişim zamanı..Hadi birlikte değişelim..Bana ulaşın; Yaşam Koçu - Elçin Şaşmaz - elcinsasmaz@hotmail.com..
3 Kasım 2014 Pazartesi
'Kabul' Kavramına Bakış
''Kabullenmek'' söylemesi ne rahat ama gerçekleştirmesi ne zor bir kavram değil mi? Var olan her şeyi, her olayı, her insanı olduğu gibi kabul edebiliyor muyuz? Aynı fikirde olmaktan, onaylamaktan bahsetmiyorum. Kabul etmekten bahsediyorum. Yani şu; biz ne ölçüde varsak, o da aynı ölçüde var. Bizimle aynı olmayanı, kabullenme durumuna geçmemiz kendi varlığımızı dahada var etmektir aslında. Kabul verebilmemiz için bizim gibi düşünmesi, bizim gibi davranması, bizim gibi tepkiler vermesi şart mı? Bu cümleyi ne sıklıkla kullanabiliyoruz? '' Seninle aynı fikirde değilim ama düşüncene saygı duyuyorum.'' Bunun adına bazıları ''erdem'' diyor. Bende günümüz çağında yani artık herkesin kendi içindeki bilgeye ulaşma boyutunda ''yapabileceğimiz bir şey'' diyorum. Ya siz? Siz ne diyorsunuz bunun adına?
28 Ekim 2014 Salı
Kendi Hayatımıza Dokunmak
Hedeflerimiz, isteklerimiz kısacası hayatımız için harekete geçiyor muyuz? Yoksa hep önümüze düşsün, fırsat karşıma çıksın deyip kendimiz dışındaki kişi ve durumlardan mı?bekliyoruz herşeyi.. '' Yapmak istediğim iş beni bulur, henüz bulmadı'' '' Yeteneğimi kimse keşfetmedi ki'' ''Sigarayı bırakıcam ama doğru yöntem karşıma çıkmadı'' ''Spor yapmak istiyorum da beni motive edecek kimse yok'' Bu cümleler tanıdık geliyor mu? bir yerlerden..Konuya bir de ben neler yapabilirim diye bakabiliyor muyuz? Yoksa parmağımızı hep karşı tarafa mı?yöneltiyoruz. Olmasını istediğimiz şeylerde kendimiz dışında herkesten beklenti halinde yaşıyoruz. Ve yaşamımız böylece akıp gidiyor. Bir an durup arkaya baktığımızda olmasını istediğimiz bir çok şey henüz gerçekleşememiş. Gerçekleştirmek için ne yapıyoruz?
Hayat bizim. Hedeflerimiz, isteklerimiz, hayallerimiz de bizim. Bize ait olan şeylerde, bizim dışımızdaki etkenler kendi etkimiz kadar teshir edebilir mi?hayatımıza..Kendi gücümüzün farkına varma vakti gelmedi mi? Bence çoktan gelmiş..Sizce?
Hayat bizim. Hedeflerimiz, isteklerimiz, hayallerimiz de bizim. Bize ait olan şeylerde, bizim dışımızdaki etkenler kendi etkimiz kadar teshir edebilir mi?hayatımıza..Kendi gücümüzün farkına varma vakti gelmedi mi? Bence çoktan gelmiş..Sizce?
24 Ekim 2014 Cuma
Işığımızı Fark Edince
İçinizdeki ışığı görebiliyor musunuz? Kuvvetli yönlerinizi, potansiyelinizi, güçlü yanlarınızı..Bunları göremeyip daha çok karanlıklarınıza mı? odaklanıyorsunuz. Karanlıklarımızı da görelim tabi ama ilk önce aydınlık, ışıklı tarafımıza yönelmeye ne dersiniz? Işığımızı farkedince karanlığımız hiçte korkutmayacak, daha rahat kabullenmemizi sağlayacaktır. Işığımızın gücünü görüp kendimize katarsak hayatta isteyipte yapamadığımız hiçbir şeyin olmadığını göreceğiz. Ve o andan itibaren hayat daha bir güzel görünecek gözümüze. Yaşadığımız herşeyde kendi gücümüzü görüp hayatımıza nasılda etki ettiğimizi hatta en fazla etkininde kendimizinki olduğunu fark edeceğiz. Gerçek eğlence o zaman başlayacak. Eğlenceyi başlatmaya ne dersiniz?
18 Ekim 2014 Cumartesi
Hayatımıza Yön Verirken
Hayatımızda olup biten herşeyi kendi algılarımıza göre yaşıyoruz. Verdiğimiz tepkiler, o konu hakkındaki yorumlarımız, oluşan duygu hallerimiz hepsi bize ait. Bunun herhangi bir standardı yok. İki kişi evlenmeye karar veriyor. Öyle güzel ve yoğun duygular yaşıyorlarki..Tam birbirlerine göre olduklarını düşünüyorlar. Mutlular her anlarından.. Peki yakınları? Onlarda aynı duygudalar mı? Bir tarafın ailesi ''Nerden çıktı şimdi bu evlilik'' derken ve duruma tamamen bu duygularla yaklaşırken diğer taraf ''Çok mutluyum, evladım evleniyor'' diyebiliyor. Olay aynı ama kişilerde bıraktığı hisler,tepkiler,yorumlar ne kadar farklı..Tabi burada olayı bizzat yaşayan ve biraz dışardan yaşayan kişilere göre de değişebiliyor bu tutum. Birde bunu tamamen aynı taraftan yaşayan kişilere göre değerlendirelim. Çiftlerden kadın olanın dört yakın arkadaşını ele alalım. Ve onları evliliğe bakış açılarına göre yorumlayalım. Biri evlenip ayrılmış, diğeri hiç evlilik yaşamamış, üçüncüsü bizzat yaşamamış ama en yakın arkadaşının evlenip ayrıldığına tanık olmuş, sonuncusuda harika bir evlilik süren anne babaya sahip. Bu kişiler, arkadaşlarının yaşadığı evliliğe aynı yerden bakabilir mi?sizce..Bakış açıları kendi deneyimlerine göre değişiklik gösterecektir. Ama burada önemli olan olayı bizzat yaşayan kişilerin ne düşündüğü ve hissettiğidir tabiki. Herkesi düşünerek onların bakış açılarına göre hayatımızı yönlendiremeyeceğimize göre kendi iç sesimizi dinleyip kendi hayatımızı kendi tepkilerimiz,yorumlarımız ve duygu hallerimizle yaşamalıyız.
9 Ekim 2014 Perşembe
Ulaşın
Hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler mi?var. Artık bunları değiştirmek mi? istiyorsunuz. Mutlu mu? olmak istiyorsunuz. Daha fazla başarı,daha fazla huzur,daha fazla para mı?istiyorsunuz. O halde koçluk hizmeti almaya hazırsınız. Hemen ulaşın; elcinsasmaz@hotmail.com
8 Ekim 2014 Çarşamba
Negatif ve Pozitif İnsanların Hayatımıza Etkisi
Hayatınızdaki negatif,olumsuz,karamsar insanlardan ne kadar etkilendiğinizi biliyor musunuz? Hatta bunun çoğu zaman farkına bile varmadan..Birinizden biri bir tarafa çekmeli, başka türlü iletişim devam edemiyor. Bu hangi ilişkide olursa olsun böyle..Ya pozitif negatifi çekecek yada negatif pozitifi çekecek. Eğer siz, negatif kişiyi pozitifliğe çekemiyorsanız kurtulun o kişiden. İnanın sizin için en güzel sonuç bu olacaktır. Size fark ettirmeden öyle bir karamsarlıkla doldururlar ki tüm hücrelerinizi, yaşama sevincinizi yitirirsiniz adeta. Hiçbir şeyden zevk almadığınızı hissedersiniz. Çevrenizdeki kişileri gözlemlemeye ve sizi ne derece etkilediklerine bir bakın. Farkına vardığınız ve olumsuz yönde etkilendiğiniz kişilerden uzak durun. Derin bir nefes alıp 'dünya varmış'diyeceksiniz. Tam tersi içinde harekete geçin. Hayatınıza pozitif insanları dahil edin. Size ne kadar hoşluk katacaklarına inanamayacaksınız. Yaşama sevincinizi yeniden kazanacaksınız. Hayatımızdaki insanlara dikkat edelim ve farkına varalım. Farkına varmakla kalmayıp harekete geçelim. Bir tane hayatımız var. Neden en güzel haliyle yaşamayalım ki?
2 Ekim 2014 Perşembe
Duygularımızdaki Yaralar
Bedenimiz yaralandığında nasıl telaşa kapılıp müdahale edilmesini istiyorsak ve harekete geçiyorsak duygularımız yaralandığındada aynı özeni göstermeliyiz. Yaralanmamızın boyutuna göre hareket etmeliyiz. Ameliyatsa ameliyat, pansumansa pansuman.Sadece merhem sürdüğümüzde hallolacak bir yaraysa o halde merhemi sürelim. Kısaca harekete geçelim. Duygularımızın hasar gördüğü noktalarda biz napıyoruz? Tıpkı bedenimizin yaralandığı anda verdiğimiz o feryat figan tepkiyi veriyorsak bile bununla kalıyoruz. Ağladık, bağırdık, feryadımızı ettik. Peki sonra? İyileştirmek için herhangi bir müdahalede bulunuyor muyuz? Bırakın müdahalede bulunmayı açık yaranın üstünü kapatıp yaranın dahada kötüleşmesi için uğraşmıyor muyuz? Daha fazla acı çekeceğiz diye yarayı görmezden geliyoruz. İyileştirici herhangi bir müdahalede bulunmayıp sürekli açık yarayı örtmeye çalışmamızda o yaranın kabuk bağlamamasına neden oluyor. Sonra bekliyoruz kabuk bağlasında artık tamamen iyileşsin diye. Kendiliğinden iyi olsun ve geçsin gitsin hatta izi bile kalmasın istiyoruz. Biz bu konuda birşey yapmazsak bu nasıl mümkün olabilirki?
Yaranın vereceği acı her ne boyutta olursa olsun onu iyileştirmek için çaba sarfedelim. İnanın o anda yaşanacak olan acı; hiç iyileşmeyen, bir türlü kabuk bağlamayan ve git gide dahada kötü bir hal alan açık yaranın vereceği uzun süreli acıdan daha az olacaktır.
Yaranın vereceği acı her ne boyutta olursa olsun onu iyileştirmek için çaba sarfedelim. İnanın o anda yaşanacak olan acı; hiç iyileşmeyen, bir türlü kabuk bağlamayan ve git gide dahada kötü bir hal alan açık yaranın vereceği uzun süreli acıdan daha az olacaktır.
23 Eylül 2014 Salı
Şeffaf Olmanın Getirdikleri
Senin içinde fırtınalar kopuyorken o durgun sularda
yüzüyorsa hissedilen farklı demektir. Farklı hisler ilişkideki ayrımı başlatan
en önemli etkendir.
Böyle başlıyoruz işte
birbirimizi anlamamaya..Aynı dilden
konuşmamaya..Eleştirmeye..Yargılamaya..Hatta savaşmaya..Savaş başladığı anda
durup bir düşünsek halbuki..Neden karşı saflarda yer aldığımızı bir sorsak
kendimize..Başlangıçta aynı amaçlara sahip değil miydik? Mutlu olmak..Güzel bir
ilişki yaşamak..Hangi ara karşı taraflara geçtik? İşte tekrar başa dönüyoruz.
Herkesin kendine ait dünyasında kendi hissettiklerinde yatıyor herşey. Biz
kendimize göre yaşıyoruz ilişkiyi. Karşımızdakide kendine göre. Peki bu
yaşananlar tek tarafın hissettikleri ve yaşadıklarıyla yürütülebilecek bir şey mi?
İlişki adı üstünde iki kişilik değil mi? O halde neden sürekli tek kişilik
yaşıyoruz herşeyi. Hiçbir şekilde kendimizi ifade etmeden sürdürüyoruz
ilişkiyi. Bir pürüz çıktığındada ‘’Haydaaa..Ne oldu şimdi?’’ deyiveriyoruz.
Duygularımızı aktardık mı? karşı tarafa..’’Benim ilişkiden beklentilerim bunlar
ya seninkiler ne?’’diye sorduk mu? ‘’Ben sana bunları hissediyorum sen ne
diyorsun?’’dedik mi? ‘’Yolunda gitmeyen birşeyler var sanırım, konuşalım mı?’’
gibi önerilerde bulunduk mu? Bunların hiçbirini yapmadıysak niye şaşırıyoruz
aksi giden şeylere. Düzgün gitse daha tuhaf olurdu oysaki.
Kendimizi,duygularımızı,beklentilerimizi kısacası herşeyi
paylaşalım. Bunları aktarmaktan çekinmeyelim. Bu yaklaşımımız karşı tarafıda
harekete geçirecektir ve oda aynı şeffaflıkta hareket edecektir. Yani her iki
tarafında kendini ifade ettiği, düşündüklerini en güzel biçimde anlattıkları, açık
kartlarla oyunu en zevkli haliyle oynadıkları güzel paylaşımlar için emek
harcanan bir ilişkiden bahsediyorum. Ne dersiniz? O kadarda zor görünmüyor
değil mi?
21 Eylül 2014 Pazar
Hayatımızdaki Karanlık Odalar
Başlık ilginizi çekti mi? Ne demek istiyorum karanlık odalar tabiriyle hadi bakalım.
Hayatımızı eve benzetiyorum. Bizi biz yapan, hayatımızı oluşturan her şeyi de odalara. Hayatımızı oluşturan bir çok oda var. Bunların bazıları oraya girip çıkmaktan çok hoşnut olduğumuz yerler ama bazıları hiç girmediğimiz hatta kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler. Peki o kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler biz oraya girmiyoruz diye yok oluyorlar mı? Yer değiştiriyorlar mı? Karanlıkları aydınlığa dönüyor mu? Bunların hepsine ortak bir cevap var sizinde bildiğiniz üzere..Tabi ki HAYIR..Onları karanlıklarından aydınlığa döndürmeye çalışıyor muyuz? Korkmayı ve her şeyi göze alarak o odalara girme cesaretini gösterebiliyor muyuz? Bazılarımız gösteriyordur mutlaka ama birçoğumuz buna cesaret edemiyoruz. Oradaki karanlığın boyutunu, bize neler yaşatacağını bilemediğimiz için ürküyoruz. Karşımıza çıkacak olana cesaret edemiyoruz birde bunun karşımıza çıktıktan sonra onunla mücadele kısmı var. Peki ne yapıyoruz? O odaları kendi haline bırakıyoruz. Biz onları kendi haline bıraktıkça o odalar dahada karanlıklaşıyor, dahada belirsizlikleri artıyor ve korkularımız her geçen gün dahada büyüyor. Evimizin neden sadece aydınlık odalarında yaşamaya çalışıyoruz ki. Aslında ne kadar büyük bir evimiz var ama biz yarısıyla yetiniyoruz. Belkide yarısından da az bir bölümüyle. Neden evimizin her köşesini kullanılır hale dönüştürmeyelim? Neden her odayı ışıl ışıl aydınlatmayalım? En azından aydınlatmaya uğraşmayalım. Karanlık odalarımızla ilgilenmezsek, onları aydınlatmaya çalışmazsak onlar dahada kararacak ve bize zarar vermeye başlayacak. Hadi daha fazla zaman kaybetmeden her ne pahasına olursa olsun odalarımızı aydınlatalım. Hiç karanlık odamız kalmasın. Hepsi ait oldukları kendilerine has renklerle hayatımızı süslesin. İnanın kaybedecek bir şeyimiz yok aksine kazanacağımız o kadar çok şey var ki..
Hayatımızı eve benzetiyorum. Bizi biz yapan, hayatımızı oluşturan her şeyi de odalara. Hayatımızı oluşturan bir çok oda var. Bunların bazıları oraya girip çıkmaktan çok hoşnut olduğumuz yerler ama bazıları hiç girmediğimiz hatta kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler. Peki o kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler biz oraya girmiyoruz diye yok oluyorlar mı? Yer değiştiriyorlar mı? Karanlıkları aydınlığa dönüyor mu? Bunların hepsine ortak bir cevap var sizinde bildiğiniz üzere..Tabi ki HAYIR..Onları karanlıklarından aydınlığa döndürmeye çalışıyor muyuz? Korkmayı ve her şeyi göze alarak o odalara girme cesaretini gösterebiliyor muyuz? Bazılarımız gösteriyordur mutlaka ama birçoğumuz buna cesaret edemiyoruz. Oradaki karanlığın boyutunu, bize neler yaşatacağını bilemediğimiz için ürküyoruz. Karşımıza çıkacak olana cesaret edemiyoruz birde bunun karşımıza çıktıktan sonra onunla mücadele kısmı var. Peki ne yapıyoruz? O odaları kendi haline bırakıyoruz. Biz onları kendi haline bıraktıkça o odalar dahada karanlıklaşıyor, dahada belirsizlikleri artıyor ve korkularımız her geçen gün dahada büyüyor. Evimizin neden sadece aydınlık odalarında yaşamaya çalışıyoruz ki. Aslında ne kadar büyük bir evimiz var ama biz yarısıyla yetiniyoruz. Belkide yarısından da az bir bölümüyle. Neden evimizin her köşesini kullanılır hale dönüştürmeyelim? Neden her odayı ışıl ışıl aydınlatmayalım? En azından aydınlatmaya uğraşmayalım. Karanlık odalarımızla ilgilenmezsek, onları aydınlatmaya çalışmazsak onlar dahada kararacak ve bize zarar vermeye başlayacak. Hadi daha fazla zaman kaybetmeden her ne pahasına olursa olsun odalarımızı aydınlatalım. Hiç karanlık odamız kalmasın. Hepsi ait oldukları kendilerine has renklerle hayatımızı süslesin. İnanın kaybedecek bir şeyimiz yok aksine kazanacağımız o kadar çok şey var ki..
16 Eylül 2014 Salı
Duygularımızı Ne Kadar Dinliyoruz?
Duygularımıza kulak veriyor muyuz? Bulunduğumuz an itibariyle ne dediklerini ve bizi nasıl uyardıklarını anlayabiliyor muyuz? Yaşadığımız her olay karşısında mutlaka bir duygumuz oluşuyor. Hatta bazen hiçbir şey yaşamasakta duygularımız olumlu veya olumsuz yönde kendilerini gösteriyor. Onlar kendilerini göstermeye gayret ediyor ama biz onları anlamaya gayret ediyor muyuz? Ne kadar sıklıkla soruyoruz bu soruyu; Ne hissediyorum? Bu soruyu kendimize sıkça sordukça bazı şeyleri daha iyi anlayacağız. Belkide bir çok sorunumuza cevap bulacağız. Kendimizi daha iyi anlamamıza, hayattan ne istediğimizi algılamamıza, hedeflerimizi belirlememize ve daha birçok şeyde etkili olacağına emin olabilirsiniz. Bugünden başlayarak duygularımızı anlamaya ne dersiniz? Onlara kulak vermeye? Çok zor olmasa gerek..
...
<a href='http://armut.com/HizmetVeren/elcin-s-istanbul-sisli-yasam-kocu_54494'> Elçin Ş. İstanbul Şişli Yaşam Koçu - Armut.com </a>
8 Eylül 2014 Pazartesi
Sadeleştirmenin Hafifliği
Hayatımız bazen o kadar karmaşıklaşır ki; bir türlü içinden çıkamayız hiçbir şeyin. Elimizi hangi yönümüze atsak hep bir kargaşa hep bir yoğunluk hissi.Tanıdık geldi mi? bu his. O halde hemen işe koyulalım. Ne dersiniz? Ama ilk önce derin bir nefes alalım. Ve başlayalım ayrıştırmaya. İster kağıt kalem alın elinize ister sadece zihninizde düşünün. Benim tavsiyem kağıt kalemle daha kolay olur bu iş. Hangi konularda karmaşa yaşıyorsanız bir bir çıkarın hepsini. Ve hepsini tek tek ele alın. Neler yapabilirsiniz karmaşıklığı azaltabilmek hatta yok edebilmek için. Nelerden vazgeçebilirsiniz. Neleri hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Kimlere 'dur' diyebilirsiniz. Düşünün fakat düşünürken kendinize karşı dürüst olmayı unutmayın. Ne kadar dürüst olursanız o kadar sadeleşir hayatınız. Ne kadar sadeleşirseniz o kadar hafiflersiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)