2015, her isteğinizin gerçekleştiği bir yıl olsun..İstediğiniz herşeyi listeleyin hem de tüm detaylarıyla. Ama bununla yetinmeyin..Neler yapabilirsiniz? Bunları gerçekleştirmek için nasıl harekete geçebilirsiniz? İlk adımınız ne olmalı? Bu sorulara da yanıt verip işe koyulun..İşte o zaman 2015, size istediğiniz herşeyi yaşatabilecek bir yıl haline dönüşecektir.
Hadi! Başlayalım mı?
30 Aralık 2014 Salı
25 Aralık 2014 Perşembe
Boşluğumuz ve Tatminlik Duygusu
Hepimiz içimizdeki boşluğu doldurmakla meşgulüz. Bu boşluk kişilere göre değişiklik gösteriyor. Tatmin duygusunu hangi alanda yaşayamamışsak, o alanı tatmin etmeye çalışıp ona eğiliyoruz. Bazılarımız ailesiyle çok iyi ve sağlıklı bir ilişki kurup sevgi konusunda tatminlik yaşarken bazılarımız iş alanında tatminlik yaşıyor. Bu durumda da boşluklarımız, tatminsiz alanlarımız değişiklik gösteriyor. Bir alanda doymuşluk söz konusuysa diğerlerinde eksik kalma kaçınılmaz oluyor. İşte o zaman devreye girip 'Bu alanıma el atmam lazım'deyip harekete geçiyoruz. Bu konuda herhangi bir şey yapmayan kişiler de var tabi ki. Arkaya atan, yadsıyan..
Neler yapabiliriz? Bu konuyu nasıl ele alabiliriz?
Bence tatmin olmamış alanımızı ortaya çıkarmakla işe koyulabiliriz. Bunu ya bir kağıt kalem yardımıyla yapabiliriz ya da kendimize soracağımız soruları samimice sözlü olarak yanıtlayarak yapabiliriz. Alanımız iş; 'ne istiyorsun?' sorusuna cevabımız gayet açık ve samimiyse, istediğimiz şeye yakın durumda mıyız? Tatminlik yaşıyor muyuz? bunlara bakmalıyız. Veya kadın-erkek ilişkisi..Aile..Sağlık..Para..Kariyer..Huzur..Mutluluk..Kısacası önemsediğimiz her değer için nasıl bir tatminlik yaşamak istiyoruz? Yaşayabiliyor muyuz? Yaşamıyorsak, bu konuda neler yapabiliriz? Bu sorular ve cevaplarla hedeflediğimiz tatminliği yaşamamız mümkün görünüyor. Yeter ki eksik kalan alanımızı bulalım. Kendimize dürüst davranarak bunları ortaya koymaktan çekinmeyelim. İlk önce kabul edelim sonra bu konularda neler yapabiliriz?onlara bakalım.
Her alanımızda tatminlik yaşamak için harekete geçmeye değer..Ne dersiniz?
Neler yapabiliriz? Bu konuyu nasıl ele alabiliriz?
Bence tatmin olmamış alanımızı ortaya çıkarmakla işe koyulabiliriz. Bunu ya bir kağıt kalem yardımıyla yapabiliriz ya da kendimize soracağımız soruları samimice sözlü olarak yanıtlayarak yapabiliriz. Alanımız iş; 'ne istiyorsun?' sorusuna cevabımız gayet açık ve samimiyse, istediğimiz şeye yakın durumda mıyız? Tatminlik yaşıyor muyuz? bunlara bakmalıyız. Veya kadın-erkek ilişkisi..Aile..Sağlık..Para..Kariyer..Huzur..Mutluluk..Kısacası önemsediğimiz her değer için nasıl bir tatminlik yaşamak istiyoruz? Yaşayabiliyor muyuz? Yaşamıyorsak, bu konuda neler yapabiliriz? Bu sorular ve cevaplarla hedeflediğimiz tatminliği yaşamamız mümkün görünüyor. Yeter ki eksik kalan alanımızı bulalım. Kendimize dürüst davranarak bunları ortaya koymaktan çekinmeyelim. İlk önce kabul edelim sonra bu konularda neler yapabiliriz?onlara bakalım.
Her alanımızda tatminlik yaşamak için harekete geçmeye değer..Ne dersiniz?
1 Aralık 2014 Pazartesi
Dersimizi Aldığımızda...
Sürekli aynı şeyleri yaşadığınızı düşündüğünüz oluyor mu? ''Ben bu filmi daha önce de seyretmiştim''dediğiniz anlardan bahsediyorum. Kişiler farklı, zaman ve mekan farklı ama olayın size verdiği his aynı..Bunu neden yaşıyoruz, hiç düşündünüz mü? Olayları tekrar tekrar yaşamamızın sebebi, hep aynı tepkileri verip çıkaracağımız dersleri çıkaramayıp doğru davranamamızdan kaynaklanıyor. Hep aynı şeylerin başımıza geliyor oluşu, bize bir takım dersler vermek için. Nasıl tepki veriyoruz? O anda karşımızdakine veya duruma karşı tavrımız nasıl şekilleniyor? Hangi yanlış davranışlarda bulunuyoruz? Ve neler hissediyoruz?
Her yaşadığımız soruna veya probleme ilk önce teşekkür ederek başlamamız lazım. 'Teşekkür ederim önüme çıkan sorunlar, beni bu durumla yüzleştirdiğiniz için ve çözmemi sağladığınız için. Artık bu konudaki dersimi almaya hazırım.' İçinde yatan dersi görmeye çalışalım. Kendimize hatta yaşanan olaya tamamen dışarıdan bakıp 'Nedir burada bana anlatılmak istenen?'diye yaklaşalım. Anlatılmak isteneni bulduğumuzda da o konuya derin bir şekilde değinelim. 'Ben başka nerelerde böyle davranıyorum? Bu benim hangi alanlarımı etkiliyor? Bugüne kadar verdiğim tepkilerin dışında nasıl tepkiler verebilirim?' gibi sorularla konuyu detaylarıyla ele alalım. Konumuzun üzerine gidip derinden yüzeye çıkardığımızda da artık bu konuda kendimizi nötrleştirelim. Yani egomuzla veya karanlık yanımızın sesiyle değilde tamamen içimizden geldiği gibi saf,samimi duygularımızla yaklaşımlarda bulunalım. Gerçekten bu konuda nötrleştiğimizde ve dersimizi aldığımıza emin olduğumuzda aynı durumu tekrar yaşamayacağız. Dersimizi almış ve o konuyu kapatmış halde hayatımıza devam edeceğiz. Bu durumu her konuyla ilgili yapabilirsiniz. Size sorun yaşatan olayları arkanızda bıraktığınızda her bir ders sonunda daha büyük ferahlık hissedip daha huzurlu olacaksınız. Bunu deneyimlerinizle sizlerde göreceksiniz.
Her yaşadığımız soruna veya probleme ilk önce teşekkür ederek başlamamız lazım. 'Teşekkür ederim önüme çıkan sorunlar, beni bu durumla yüzleştirdiğiniz için ve çözmemi sağladığınız için. Artık bu konudaki dersimi almaya hazırım.' İçinde yatan dersi görmeye çalışalım. Kendimize hatta yaşanan olaya tamamen dışarıdan bakıp 'Nedir burada bana anlatılmak istenen?'diye yaklaşalım. Anlatılmak isteneni bulduğumuzda da o konuya derin bir şekilde değinelim. 'Ben başka nerelerde böyle davranıyorum? Bu benim hangi alanlarımı etkiliyor? Bugüne kadar verdiğim tepkilerin dışında nasıl tepkiler verebilirim?' gibi sorularla konuyu detaylarıyla ele alalım. Konumuzun üzerine gidip derinden yüzeye çıkardığımızda da artık bu konuda kendimizi nötrleştirelim. Yani egomuzla veya karanlık yanımızın sesiyle değilde tamamen içimizden geldiği gibi saf,samimi duygularımızla yaklaşımlarda bulunalım. Gerçekten bu konuda nötrleştiğimizde ve dersimizi aldığımıza emin olduğumuzda aynı durumu tekrar yaşamayacağız. Dersimizi almış ve o konuyu kapatmış halde hayatımıza devam edeceğiz. Bu durumu her konuyla ilgili yapabilirsiniz. Size sorun yaşatan olayları arkanızda bıraktığınızda her bir ders sonunda daha büyük ferahlık hissedip daha huzurlu olacaksınız. Bunu deneyimlerinizle sizlerde göreceksiniz.
5 Kasım 2014 Çarşamba
Değişim Zamanı
Artık değişim zamanı..Hadi birlikte değişelim..Bana ulaşın; Yaşam Koçu - Elçin Şaşmaz - elcinsasmaz@hotmail.com..
3 Kasım 2014 Pazartesi
'Kabul' Kavramına Bakış
''Kabullenmek'' söylemesi ne rahat ama gerçekleştirmesi ne zor bir kavram değil mi? Var olan her şeyi, her olayı, her insanı olduğu gibi kabul edebiliyor muyuz? Aynı fikirde olmaktan, onaylamaktan bahsetmiyorum. Kabul etmekten bahsediyorum. Yani şu; biz ne ölçüde varsak, o da aynı ölçüde var. Bizimle aynı olmayanı, kabullenme durumuna geçmemiz kendi varlığımızı dahada var etmektir aslında. Kabul verebilmemiz için bizim gibi düşünmesi, bizim gibi davranması, bizim gibi tepkiler vermesi şart mı? Bu cümleyi ne sıklıkla kullanabiliyoruz? '' Seninle aynı fikirde değilim ama düşüncene saygı duyuyorum.'' Bunun adına bazıları ''erdem'' diyor. Bende günümüz çağında yani artık herkesin kendi içindeki bilgeye ulaşma boyutunda ''yapabileceğimiz bir şey'' diyorum. Ya siz? Siz ne diyorsunuz bunun adına?
28 Ekim 2014 Salı
Kendi Hayatımıza Dokunmak
Hedeflerimiz, isteklerimiz kısacası hayatımız için harekete geçiyor muyuz? Yoksa hep önümüze düşsün, fırsat karşıma çıksın deyip kendimiz dışındaki kişi ve durumlardan mı?bekliyoruz herşeyi.. '' Yapmak istediğim iş beni bulur, henüz bulmadı'' '' Yeteneğimi kimse keşfetmedi ki'' ''Sigarayı bırakıcam ama doğru yöntem karşıma çıkmadı'' ''Spor yapmak istiyorum da beni motive edecek kimse yok'' Bu cümleler tanıdık geliyor mu? bir yerlerden..Konuya bir de ben neler yapabilirim diye bakabiliyor muyuz? Yoksa parmağımızı hep karşı tarafa mı?yöneltiyoruz. Olmasını istediğimiz şeylerde kendimiz dışında herkesten beklenti halinde yaşıyoruz. Ve yaşamımız böylece akıp gidiyor. Bir an durup arkaya baktığımızda olmasını istediğimiz bir çok şey henüz gerçekleşememiş. Gerçekleştirmek için ne yapıyoruz?
Hayat bizim. Hedeflerimiz, isteklerimiz, hayallerimiz de bizim. Bize ait olan şeylerde, bizim dışımızdaki etkenler kendi etkimiz kadar teshir edebilir mi?hayatımıza..Kendi gücümüzün farkına varma vakti gelmedi mi? Bence çoktan gelmiş..Sizce?
Hayat bizim. Hedeflerimiz, isteklerimiz, hayallerimiz de bizim. Bize ait olan şeylerde, bizim dışımızdaki etkenler kendi etkimiz kadar teshir edebilir mi?hayatımıza..Kendi gücümüzün farkına varma vakti gelmedi mi? Bence çoktan gelmiş..Sizce?
24 Ekim 2014 Cuma
Işığımızı Fark Edince
İçinizdeki ışığı görebiliyor musunuz? Kuvvetli yönlerinizi, potansiyelinizi, güçlü yanlarınızı..Bunları göremeyip daha çok karanlıklarınıza mı? odaklanıyorsunuz. Karanlıklarımızı da görelim tabi ama ilk önce aydınlık, ışıklı tarafımıza yönelmeye ne dersiniz? Işığımızı farkedince karanlığımız hiçte korkutmayacak, daha rahat kabullenmemizi sağlayacaktır. Işığımızın gücünü görüp kendimize katarsak hayatta isteyipte yapamadığımız hiçbir şeyin olmadığını göreceğiz. Ve o andan itibaren hayat daha bir güzel görünecek gözümüze. Yaşadığımız herşeyde kendi gücümüzü görüp hayatımıza nasılda etki ettiğimizi hatta en fazla etkininde kendimizinki olduğunu fark edeceğiz. Gerçek eğlence o zaman başlayacak. Eğlenceyi başlatmaya ne dersiniz?
18 Ekim 2014 Cumartesi
Hayatımıza Yön Verirken
Hayatımızda olup biten herşeyi kendi algılarımıza göre yaşıyoruz. Verdiğimiz tepkiler, o konu hakkındaki yorumlarımız, oluşan duygu hallerimiz hepsi bize ait. Bunun herhangi bir standardı yok. İki kişi evlenmeye karar veriyor. Öyle güzel ve yoğun duygular yaşıyorlarki..Tam birbirlerine göre olduklarını düşünüyorlar. Mutlular her anlarından.. Peki yakınları? Onlarda aynı duygudalar mı? Bir tarafın ailesi ''Nerden çıktı şimdi bu evlilik'' derken ve duruma tamamen bu duygularla yaklaşırken diğer taraf ''Çok mutluyum, evladım evleniyor'' diyebiliyor. Olay aynı ama kişilerde bıraktığı hisler,tepkiler,yorumlar ne kadar farklı..Tabi burada olayı bizzat yaşayan ve biraz dışardan yaşayan kişilere göre de değişebiliyor bu tutum. Birde bunu tamamen aynı taraftan yaşayan kişilere göre değerlendirelim. Çiftlerden kadın olanın dört yakın arkadaşını ele alalım. Ve onları evliliğe bakış açılarına göre yorumlayalım. Biri evlenip ayrılmış, diğeri hiç evlilik yaşamamış, üçüncüsü bizzat yaşamamış ama en yakın arkadaşının evlenip ayrıldığına tanık olmuş, sonuncusuda harika bir evlilik süren anne babaya sahip. Bu kişiler, arkadaşlarının yaşadığı evliliğe aynı yerden bakabilir mi?sizce..Bakış açıları kendi deneyimlerine göre değişiklik gösterecektir. Ama burada önemli olan olayı bizzat yaşayan kişilerin ne düşündüğü ve hissettiğidir tabiki. Herkesi düşünerek onların bakış açılarına göre hayatımızı yönlendiremeyeceğimize göre kendi iç sesimizi dinleyip kendi hayatımızı kendi tepkilerimiz,yorumlarımız ve duygu hallerimizle yaşamalıyız.
9 Ekim 2014 Perşembe
Ulaşın
Hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler mi?var. Artık bunları değiştirmek mi? istiyorsunuz. Mutlu mu? olmak istiyorsunuz. Daha fazla başarı,daha fazla huzur,daha fazla para mı?istiyorsunuz. O halde koçluk hizmeti almaya hazırsınız. Hemen ulaşın; elcinsasmaz@hotmail.com
8 Ekim 2014 Çarşamba
Negatif ve Pozitif İnsanların Hayatımıza Etkisi
Hayatınızdaki negatif,olumsuz,karamsar insanlardan ne kadar etkilendiğinizi biliyor musunuz? Hatta bunun çoğu zaman farkına bile varmadan..Birinizden biri bir tarafa çekmeli, başka türlü iletişim devam edemiyor. Bu hangi ilişkide olursa olsun böyle..Ya pozitif negatifi çekecek yada negatif pozitifi çekecek. Eğer siz, negatif kişiyi pozitifliğe çekemiyorsanız kurtulun o kişiden. İnanın sizin için en güzel sonuç bu olacaktır. Size fark ettirmeden öyle bir karamsarlıkla doldururlar ki tüm hücrelerinizi, yaşama sevincinizi yitirirsiniz adeta. Hiçbir şeyden zevk almadığınızı hissedersiniz. Çevrenizdeki kişileri gözlemlemeye ve sizi ne derece etkilediklerine bir bakın. Farkına vardığınız ve olumsuz yönde etkilendiğiniz kişilerden uzak durun. Derin bir nefes alıp 'dünya varmış'diyeceksiniz. Tam tersi içinde harekete geçin. Hayatınıza pozitif insanları dahil edin. Size ne kadar hoşluk katacaklarına inanamayacaksınız. Yaşama sevincinizi yeniden kazanacaksınız. Hayatımızdaki insanlara dikkat edelim ve farkına varalım. Farkına varmakla kalmayıp harekete geçelim. Bir tane hayatımız var. Neden en güzel haliyle yaşamayalım ki?
2 Ekim 2014 Perşembe
Duygularımızdaki Yaralar
Bedenimiz yaralandığında nasıl telaşa kapılıp müdahale edilmesini istiyorsak ve harekete geçiyorsak duygularımız yaralandığındada aynı özeni göstermeliyiz. Yaralanmamızın boyutuna göre hareket etmeliyiz. Ameliyatsa ameliyat, pansumansa pansuman.Sadece merhem sürdüğümüzde hallolacak bir yaraysa o halde merhemi sürelim. Kısaca harekete geçelim. Duygularımızın hasar gördüğü noktalarda biz napıyoruz? Tıpkı bedenimizin yaralandığı anda verdiğimiz o feryat figan tepkiyi veriyorsak bile bununla kalıyoruz. Ağladık, bağırdık, feryadımızı ettik. Peki sonra? İyileştirmek için herhangi bir müdahalede bulunuyor muyuz? Bırakın müdahalede bulunmayı açık yaranın üstünü kapatıp yaranın dahada kötüleşmesi için uğraşmıyor muyuz? Daha fazla acı çekeceğiz diye yarayı görmezden geliyoruz. İyileştirici herhangi bir müdahalede bulunmayıp sürekli açık yarayı örtmeye çalışmamızda o yaranın kabuk bağlamamasına neden oluyor. Sonra bekliyoruz kabuk bağlasında artık tamamen iyileşsin diye. Kendiliğinden iyi olsun ve geçsin gitsin hatta izi bile kalmasın istiyoruz. Biz bu konuda birşey yapmazsak bu nasıl mümkün olabilirki?
Yaranın vereceği acı her ne boyutta olursa olsun onu iyileştirmek için çaba sarfedelim. İnanın o anda yaşanacak olan acı; hiç iyileşmeyen, bir türlü kabuk bağlamayan ve git gide dahada kötü bir hal alan açık yaranın vereceği uzun süreli acıdan daha az olacaktır.
Yaranın vereceği acı her ne boyutta olursa olsun onu iyileştirmek için çaba sarfedelim. İnanın o anda yaşanacak olan acı; hiç iyileşmeyen, bir türlü kabuk bağlamayan ve git gide dahada kötü bir hal alan açık yaranın vereceği uzun süreli acıdan daha az olacaktır.
23 Eylül 2014 Salı
Şeffaf Olmanın Getirdikleri
Senin içinde fırtınalar kopuyorken o durgun sularda
yüzüyorsa hissedilen farklı demektir. Farklı hisler ilişkideki ayrımı başlatan
en önemli etkendir.
Böyle başlıyoruz işte
birbirimizi anlamamaya..Aynı dilden
konuşmamaya..Eleştirmeye..Yargılamaya..Hatta savaşmaya..Savaş başladığı anda
durup bir düşünsek halbuki..Neden karşı saflarda yer aldığımızı bir sorsak
kendimize..Başlangıçta aynı amaçlara sahip değil miydik? Mutlu olmak..Güzel bir
ilişki yaşamak..Hangi ara karşı taraflara geçtik? İşte tekrar başa dönüyoruz.
Herkesin kendine ait dünyasında kendi hissettiklerinde yatıyor herşey. Biz
kendimize göre yaşıyoruz ilişkiyi. Karşımızdakide kendine göre. Peki bu
yaşananlar tek tarafın hissettikleri ve yaşadıklarıyla yürütülebilecek bir şey mi?
İlişki adı üstünde iki kişilik değil mi? O halde neden sürekli tek kişilik
yaşıyoruz herşeyi. Hiçbir şekilde kendimizi ifade etmeden sürdürüyoruz
ilişkiyi. Bir pürüz çıktığındada ‘’Haydaaa..Ne oldu şimdi?’’ deyiveriyoruz.
Duygularımızı aktardık mı? karşı tarafa..’’Benim ilişkiden beklentilerim bunlar
ya seninkiler ne?’’diye sorduk mu? ‘’Ben sana bunları hissediyorum sen ne
diyorsun?’’dedik mi? ‘’Yolunda gitmeyen birşeyler var sanırım, konuşalım mı?’’
gibi önerilerde bulunduk mu? Bunların hiçbirini yapmadıysak niye şaşırıyoruz
aksi giden şeylere. Düzgün gitse daha tuhaf olurdu oysaki.
Kendimizi,duygularımızı,beklentilerimizi kısacası herşeyi
paylaşalım. Bunları aktarmaktan çekinmeyelim. Bu yaklaşımımız karşı tarafıda
harekete geçirecektir ve oda aynı şeffaflıkta hareket edecektir. Yani her iki
tarafında kendini ifade ettiği, düşündüklerini en güzel biçimde anlattıkları, açık
kartlarla oyunu en zevkli haliyle oynadıkları güzel paylaşımlar için emek
harcanan bir ilişkiden bahsediyorum. Ne dersiniz? O kadarda zor görünmüyor
değil mi?
21 Eylül 2014 Pazar
Hayatımızdaki Karanlık Odalar
Başlık ilginizi çekti mi? Ne demek istiyorum karanlık odalar tabiriyle hadi bakalım.
Hayatımızı eve benzetiyorum. Bizi biz yapan, hayatımızı oluşturan her şeyi de odalara. Hayatımızı oluşturan bir çok oda var. Bunların bazıları oraya girip çıkmaktan çok hoşnut olduğumuz yerler ama bazıları hiç girmediğimiz hatta kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler. Peki o kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler biz oraya girmiyoruz diye yok oluyorlar mı? Yer değiştiriyorlar mı? Karanlıkları aydınlığa dönüyor mu? Bunların hepsine ortak bir cevap var sizinde bildiğiniz üzere..Tabi ki HAYIR..Onları karanlıklarından aydınlığa döndürmeye çalışıyor muyuz? Korkmayı ve her şeyi göze alarak o odalara girme cesaretini gösterebiliyor muyuz? Bazılarımız gösteriyordur mutlaka ama birçoğumuz buna cesaret edemiyoruz. Oradaki karanlığın boyutunu, bize neler yaşatacağını bilemediğimiz için ürküyoruz. Karşımıza çıkacak olana cesaret edemiyoruz birde bunun karşımıza çıktıktan sonra onunla mücadele kısmı var. Peki ne yapıyoruz? O odaları kendi haline bırakıyoruz. Biz onları kendi haline bıraktıkça o odalar dahada karanlıklaşıyor, dahada belirsizlikleri artıyor ve korkularımız her geçen gün dahada büyüyor. Evimizin neden sadece aydınlık odalarında yaşamaya çalışıyoruz ki. Aslında ne kadar büyük bir evimiz var ama biz yarısıyla yetiniyoruz. Belkide yarısından da az bir bölümüyle. Neden evimizin her köşesini kullanılır hale dönüştürmeyelim? Neden her odayı ışıl ışıl aydınlatmayalım? En azından aydınlatmaya uğraşmayalım. Karanlık odalarımızla ilgilenmezsek, onları aydınlatmaya çalışmazsak onlar dahada kararacak ve bize zarar vermeye başlayacak. Hadi daha fazla zaman kaybetmeden her ne pahasına olursa olsun odalarımızı aydınlatalım. Hiç karanlık odamız kalmasın. Hepsi ait oldukları kendilerine has renklerle hayatımızı süslesin. İnanın kaybedecek bir şeyimiz yok aksine kazanacağımız o kadar çok şey var ki..
Hayatımızı eve benzetiyorum. Bizi biz yapan, hayatımızı oluşturan her şeyi de odalara. Hayatımızı oluşturan bir çok oda var. Bunların bazıları oraya girip çıkmaktan çok hoşnut olduğumuz yerler ama bazıları hiç girmediğimiz hatta kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler. Peki o kapısını bile aralamaya korktuğumuz yerler biz oraya girmiyoruz diye yok oluyorlar mı? Yer değiştiriyorlar mı? Karanlıkları aydınlığa dönüyor mu? Bunların hepsine ortak bir cevap var sizinde bildiğiniz üzere..Tabi ki HAYIR..Onları karanlıklarından aydınlığa döndürmeye çalışıyor muyuz? Korkmayı ve her şeyi göze alarak o odalara girme cesaretini gösterebiliyor muyuz? Bazılarımız gösteriyordur mutlaka ama birçoğumuz buna cesaret edemiyoruz. Oradaki karanlığın boyutunu, bize neler yaşatacağını bilemediğimiz için ürküyoruz. Karşımıza çıkacak olana cesaret edemiyoruz birde bunun karşımıza çıktıktan sonra onunla mücadele kısmı var. Peki ne yapıyoruz? O odaları kendi haline bırakıyoruz. Biz onları kendi haline bıraktıkça o odalar dahada karanlıklaşıyor, dahada belirsizlikleri artıyor ve korkularımız her geçen gün dahada büyüyor. Evimizin neden sadece aydınlık odalarında yaşamaya çalışıyoruz ki. Aslında ne kadar büyük bir evimiz var ama biz yarısıyla yetiniyoruz. Belkide yarısından da az bir bölümüyle. Neden evimizin her köşesini kullanılır hale dönüştürmeyelim? Neden her odayı ışıl ışıl aydınlatmayalım? En azından aydınlatmaya uğraşmayalım. Karanlık odalarımızla ilgilenmezsek, onları aydınlatmaya çalışmazsak onlar dahada kararacak ve bize zarar vermeye başlayacak. Hadi daha fazla zaman kaybetmeden her ne pahasına olursa olsun odalarımızı aydınlatalım. Hiç karanlık odamız kalmasın. Hepsi ait oldukları kendilerine has renklerle hayatımızı süslesin. İnanın kaybedecek bir şeyimiz yok aksine kazanacağımız o kadar çok şey var ki..
16 Eylül 2014 Salı
Duygularımızı Ne Kadar Dinliyoruz?
Duygularımıza kulak veriyor muyuz? Bulunduğumuz an itibariyle ne dediklerini ve bizi nasıl uyardıklarını anlayabiliyor muyuz? Yaşadığımız her olay karşısında mutlaka bir duygumuz oluşuyor. Hatta bazen hiçbir şey yaşamasakta duygularımız olumlu veya olumsuz yönde kendilerini gösteriyor. Onlar kendilerini göstermeye gayret ediyor ama biz onları anlamaya gayret ediyor muyuz? Ne kadar sıklıkla soruyoruz bu soruyu; Ne hissediyorum? Bu soruyu kendimize sıkça sordukça bazı şeyleri daha iyi anlayacağız. Belkide bir çok sorunumuza cevap bulacağız. Kendimizi daha iyi anlamamıza, hayattan ne istediğimizi algılamamıza, hedeflerimizi belirlememize ve daha birçok şeyde etkili olacağına emin olabilirsiniz. Bugünden başlayarak duygularımızı anlamaya ne dersiniz? Onlara kulak vermeye? Çok zor olmasa gerek..
...
<a href='http://armut.com/HizmetVeren/elcin-s-istanbul-sisli-yasam-kocu_54494'> Elçin Ş. İstanbul Şişli Yaşam Koçu - Armut.com </a>
8 Eylül 2014 Pazartesi
Sadeleştirmenin Hafifliği
Hayatımız bazen o kadar karmaşıklaşır ki; bir türlü içinden çıkamayız hiçbir şeyin. Elimizi hangi yönümüze atsak hep bir kargaşa hep bir yoğunluk hissi.Tanıdık geldi mi? bu his. O halde hemen işe koyulalım. Ne dersiniz? Ama ilk önce derin bir nefes alalım. Ve başlayalım ayrıştırmaya. İster kağıt kalem alın elinize ister sadece zihninizde düşünün. Benim tavsiyem kağıt kalemle daha kolay olur bu iş. Hangi konularda karmaşa yaşıyorsanız bir bir çıkarın hepsini. Ve hepsini tek tek ele alın. Neler yapabilirsiniz karmaşıklığı azaltabilmek hatta yok edebilmek için. Nelerden vazgeçebilirsiniz. Neleri hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Kimlere 'dur' diyebilirsiniz. Düşünün fakat düşünürken kendinize karşı dürüst olmayı unutmayın. Ne kadar dürüst olursanız o kadar sadeleşir hayatınız. Ne kadar sadeleşirseniz o kadar hafiflersiniz.
11 Ağustos 2014 Pazartesi
Acaba Yaşıyor Musunuz?
Rüzgarın esintisinden mutlu olabiliyor musunuz? Ya denizin hışırtısından..Güneşin batışını izlerken yüzünüzde bir tebessüm oluşuyor mu? Sadece yürüyüş yaptığınız için kendinizi harika hissedebiliyor musunuz? Arkadaşınızla sohbet edip kahve yudumlamak ' İşte hayat bu' dedirtiyor mu?size..Yolda sizinle birlikte yürüyen bir köpeğe gülümseyebiliyor musunuz? Bir çocuğun parkta kendinden geçercesine oynadığı oyunu dakikalarca seyredebiliyor musunuz? Okuduğunuz kitaptaki bir cümleyle farklı bir bakış açısı kazanabiliyor musunuz? Sizinle aynı fikirde olmamasına rağmen herhangi bir kişiyi anlamaya çalışıp saygı duyabiliyor musunuz? Hayatın ne kadar renkli olduğunu görüp kırmızıyı,sarıyı,moru,maviyi her tonu algılayabiliyor musunuz? Eğer bunlara cevabınız EVET ise siz gerçekten yaşıyorsunuz..Üstelik herşeyin hakkını vererek yaşıyorsunuz.. :)
8 Ağustos 2014 Cuma
Gerçek Anlamda Anlamak
Yaşadığımız herşey, bizim verdiğimiz tepkilerden ibarettir. Sevgilimizden ayrıldığımızda, çok sevdiğimiz bir insanın vefatında veya işle ilgili yaşadığımız kötü bir şeyde..Konu her ne olursa olsun..Verdiğimiz tepki, yaşadığımız acı veya hangi duygu haliyse bize ait ve tamamen kişiseldir..Herkes farklı yaşıyor. Birimizinki diğerine uymuyor. Hatta bazen bunu bile yargılayıp eleştirebiliyoruz. ''Gördün mü?bak..Teyzesini kaybetti ama nasılda gülümsüyor.İnsanlar duygusuz olmuş şekerim.'' veya '' Alt tarafı sevgilisinden ayrıldı. Bu ne yahu..Bu kadar büyütülür mü?bu konu..Nasıl ağlıyor öyle sanki babasını kesmişler.'' Acımasız yargılarımız hat safhada. Peki neden şunu anlayamıyoruz. O kişi ben değilim. Herkes birbirinden farklı..Hemde her konuda.Doğal olarakta vereceğimiz tepkilerde farklı olacak. Ama hep bizimle aynı şeyi hissetsin ve aynı tepkileri versin istiyoruz. Bunu görmezsek karşımızdaki kişiyi yargılamakla kalmayıp ilişkimizi sonlandırıyoruz. Sonlandırma sebebimizde şu; ''Ben böyle bir şeyi yaşasam şöyle olurdum. O böyle olmadı.Paylaşacak bir şeyimiz yok artık.Farklı taraflardan bakıyoruz hayata.'' E daha iyi işte. Senin bakış açında olmayan kişilerle bir aradasın. Sen böyle düşünüyorsun ve o da seninle aynı fikirde değil diye paylaşımlarınız sonlanacak mı? Daha fazla şeyler paylaşabilirsiniz. Tabi bunu avantaj olarak görebilirsen.Bakış açımızı biraz daha genişletmek için kendimizi bir parça geri çekip birde oradan bakarsak, herşey farklı görünebilir gözümüze. Yeterki herşeyin içine sadece kendimizi koymayalım. Kendi fikrimiz..Kendi duygumuz..Kendi yargı ve tutumlarımız..Hayat sadece kendimizden ibaret değil.Biz ne kadar varsak herkeste o ölçüde var..
5 Ağustos 2014 Salı
Hangi Yol? Karar Sizin
Yok saymak mı?daha kolay olan yoksa fark edip hatta isimlendirip konuyu ele almak mı? Bu seçim kişilere göre değişen bir durum. Kişinin yaşadıklarına, cesaretine, geleceğe ait planlarına göre farklılık gösteren hassas bir konu. Hassaslığı şuradan geliyor. Yok saymak, kişinin hep bildiği yoldan gitmesi demek oluyor. Yol aynı olduğu için ve çok bilindik olduğu için rahatça gidiliyor. Fazladan efor sarf etmenize gerek yok.Rahat ve güvenli..Böylelikle rahatınız kaçmadan yolunuzu sürdürüyorsunuz. Fakat fark etmek, olağanın dışına çıkmak biraz ürkütücü. Bilinmeyen sadece yol değil gidiş süresince olacaklarda bilinmiyor.Her an tetikte ve hazır olmanız gereken ve enerji gerektiren bir yol. Kısaca rahatsız ve konforsuz.. Bir şeylerin değişmesini isteyip istememekle alakalı bu seçimimiz tabiki. Eğer hep aynı yoldan gidiyorsak doğal olarak varacağımız nokta hep aynı yolun sonuna çıkıyor. Bu varış noktasını değiştirmeye kararlıysak, seçimimiz fark etmek ve bu farklı yoldan gitmeyi seçmek oluyor. Bu yolda karşımıza çıkacaklara hazır mıyız? Çıkabilecek her şeyi göğüslemeye kararlı mıyız? Küçük bir taş tökezlememize sebep olduğunda hemen geri dönüp yok sayma yoluna kaçmaya meyilli miyiz? Yoksa karşımıza ne çıkarsa çıksın ''her şeye hazırım'' kararlılığında mıyız? Sizce hangisi daha doğru seçim? Varış noktasını bildiğimiz ve o varış noktasından hoşnut olmadığımız bilindik yok sayma yolu mu? Varacağımız noktayı kestiremediğimiz her türlü sürprize açık ve bir şeyleri değiştirme olasılığı yüksek olan fark etme ve ele alma yolu mu?
23 Temmuz 2014 Çarşamba
Mutlu Olmak
Herşeyin, yaşadığı duygudan ibaret olduğunu anlıyor insan zamanla..Ruh haliniz, hayata bakışınız o kadar önemli ki..Yaşamınızın belirleyicisi adeta..Kötü olarak tanımladığınız herhangi bir olayı yaşadığınızda o an karşınıza çıkan herşeyi o duygu durumuna göre değerlendiriyorsunuz. Yaşadığınız güzel şeylerde de etkisini sürdürüyor bu durum ve herşey güzel geliyor size.İyi ve mutlu olmak için güzel şeylerin yaşanmasını beklemek şart mı? Sürekli bir beklentimiz olduğunda o kadar zorlaşıyor ki bu. Artık bundan vazgeçip sürekli kötü ve mutsuz hissetmeye başlıyoruz kendimizi..Açıklamasını da şöyle yapıyoruz; güzel hiçbir şey yaşamadım ki mutlu olabileyim. Herşeyin bizden ibaret olduğunu aslında herşeyi kendimize yine kendimiz yaşatabileceğimizi unutuyoruz. Belki de kabul etmek istemiyoruz. Çünkü dışarıdan bir etkene bağlanınca herşey daha kolay oluyor. Geçerli bir sebebi var, benimle bir alakası yok deyip buna sığınmaya çalışıyoruz. Kendimizden başka hiçbir şeyin bize mutluluk getirmeyeceğini bir türlü hayatımıza geçiremiyoruz. Yaşadığımız her anı harika bir şekilde yaşamak bizim elimizde..Başka herhangi bir faktöre bağlı kalmadan.. Bunu ısrarla kabul etmeyip hep bir beklenti içine giriyoruz. ''İşim şu noktaya gelirse mutlu olacağım. Sevgilim benimle evlenmek isterse mutlu olacağım. Okulumda şu durum şöyle olursa, çocuklarımla aramdaki şu mesela hallolursa'' diye uzayıp giden kocaman bir listemiz var. Ancak şu olursa mutlu oluruma odaklandığımız için hep bekleme halindeyiz. İstediğimiz şey gerçekleşincede o beklenti listesinden birini çıkarıp diğerini ekliyoruz. Ve bu liste hiçbir zaman tamamlanamıyor. Bizde yine her zamanki gibi ''Ee bak görüyorsun işte, bende mutlu olmak isterim ama'' diye başlayıp istediğimiz şeylerin olmadığından yakınıyoruz. Nereye kadar? Hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz düşünmeye başlasanız iyi olur. Hayat geçiyor..Üstelik siz tadına varamadan..
18 Temmuz 2014 Cuma
İfade Özgürlüğü
Herkesin kendini ifade etme biçimi farklıdır. Sen sözel olarak ifade edebilirsin fakat bir başkası yazarak ifade eder kendini. Diğeri müziği araç olarak kullanır. Başka biri dans ederek, resim yaparak,tasarımlayarak ifade eder. Araç ne olursa olsun kendini ifade edebilmeli insan, ortaya koyabilmeli herşeyini. Özgürce, kendince, rahat rahat ifade edebilmeli. Edemediği taktirde ne kendi mutlu oluyor ne de çevresindeki insanlar. İfade özgürlüğü, insanın kendini bulmasını sağlıyor. Kendini buldukça mutluluğa ve doyuma ulaşıyor insan. Bu yüzden kendimizi ifade etmeye çalışalım ve kendini ifade eden insanlara saygı duyalım.
16 Temmuz 2014 Çarşamba
Herşey Senin Hayatın İçin
Karşına çıkan insanlara dikkat et bak.Çok ortak yanın olduğunu göreceksin.Ama yeteri kadar dikkatli bakarsan tabi.Hoşuna giden veya gitmeyen özelliklerini kurcaladığında senden,içinden birşeyler bulacaksın.Mutlaka sana birşeyleri hatırlatmak için geldiğini de unutma.Ya da öğrenmen gereken dersi öğrenmen için geldiğini.Ne amaçla gelmiş olursa olsun inanki, senin iyiliğin için geldi.Hayat yolunda sana bir adım daha attırmak için.İster o adımı ileri atarsın, ister geri.Karar senin.Hayatta senin.Seçimlerini doğru yaparsan ve içindeki sesi dinlersen herşeyin güzel olacağı söylenir ya hep.İşte karşına çıkan herşeyi böyle değerlendirmelisin. Hiçbir şey tesadüf değil. Mutlaka var bir sebebi.Bir amaca hizmet ediyor. Ve senin hayatındaki bir amaca.
13 Temmuz 2014 Pazar
Reklamın Önemi
Reklam deyip geçmeyin. İşte size gerçek bir yaşam öyküsü..
Ünlü bir firmanın hikayesidir bu. Hatta şu anda da en popüler markalardan biri. Ama adını açıklamayacağım tabi ki..
İki üniversite öğrencisi, ellerinde avuçlarında ne varsa tüm harçlıklarını ismini koydukları ama henüz faaliyete geçmemiş olan şirketleri için harcarlar. Harcama da şu; her yerde duvarlarda,otobüslerde aklınızın alabileceği her yerde iş yapmayı planladıkları şirketin ismi..Yani tüm paralarını reklama yatırırlar. Ama ortada faaliyette olan bir işyeri yok henüz. Tüm paralarını buna harcarlar harcamalarına da insanlar bulsa o şirketin bir mağazasını alışveriş yapacaklar fakat hiç bir yerde yok. Bunun üzerine bir iş adamına giderler ve durumu detaylıca anlatırlar. Biz reklamımızı çok iyi bir şekilde yaptık fakat ortada şirket yok derler. İş adamı bu iki üniversite öğrencisini çok zeki bulur ve onlara ortaklık etmeye karar verir. İş adamının da desteğiyle şirketi açarlar üretime başlarlar ve bugünün de sayılı firmalarından olan şirket böylelikle tüketicilerine hizmet vermeye başlar.
Yeter ki, bir yerlerden başlayın ve harekete geçin!
Ünlü bir firmanın hikayesidir bu. Hatta şu anda da en popüler markalardan biri. Ama adını açıklamayacağım tabi ki..
İki üniversite öğrencisi, ellerinde avuçlarında ne varsa tüm harçlıklarını ismini koydukları ama henüz faaliyete geçmemiş olan şirketleri için harcarlar. Harcama da şu; her yerde duvarlarda,otobüslerde aklınızın alabileceği her yerde iş yapmayı planladıkları şirketin ismi..Yani tüm paralarını reklama yatırırlar. Ama ortada faaliyette olan bir işyeri yok henüz. Tüm paralarını buna harcarlar harcamalarına da insanlar bulsa o şirketin bir mağazasını alışveriş yapacaklar fakat hiç bir yerde yok. Bunun üzerine bir iş adamına giderler ve durumu detaylıca anlatırlar. Biz reklamımızı çok iyi bir şekilde yaptık fakat ortada şirket yok derler. İş adamı bu iki üniversite öğrencisini çok zeki bulur ve onlara ortaklık etmeye karar verir. İş adamının da desteğiyle şirketi açarlar üretime başlarlar ve bugünün de sayılı firmalarından olan şirket böylelikle tüketicilerine hizmet vermeye başlar.
Yeter ki, bir yerlerden başlayın ve harekete geçin!
ENERJİNİN DÖNGÜSÜ
Herşey nasıl oluyorda birbirini zincirleme olarak etkiliyor, birlikte bakalım. Ne dersiniz?
Sabah uykudan uyanan bir çiftle başlıyor öykümüz. Kadın, belkide görmüş olduğu rüyanın da etkisiyle uyandığında oldukça asabi bir ruh hali içinde. Eşine dönüp 'yine mi?sen, yine mi?aynı yaşantı.uyudum uyandım hiçbir şey değişmemiş' diyor. Adam da bu tavır karşısında ne yapacağını bilemeyerek ve şaşkınlıkla hızlıca yataktan kalkıp telaşla duşunu alıp giyinmeye başlıyor. Eşinin ruh hali kendisine de geçip negatifleşiyor ve kahvaltı bile etmeden hatta eşine hoşçakal bile demeden aceleyle evden çıkıyor. Arabasına binip 'lanet olsun bugüne'diyor ve yola koyuluyor. Kahvesini bile içmeden yola çıktığı için henüz tam olarak ayılmış değil. Hızla arabasını sürerken bir anlık dalgınlıkla önüne çıkan çocuğu son anda farkediyor ve acı bir frenle tam olarak çocuğun ayaklarının dibinde durmayı başarıyor.O anda çocuğun annesi çocuğa öyle bir sesleniyor ki çocuk telaşa kapılıp arabayı elleriyle itiyor ve büyük bir huzursuzluk yaşamaya başlıyor. Yolun karşısına geçip annesiyle beraber yürürken köşeyi dönen yolda bir anda karşısına bir kedi çıkıyor ve çocuğun o anki telaşı ve huzursuzluğuyla yaptığı bir refleks sonucunda kediyi tekmeliyor ve kedi biraz ilerde bulunan demirlere saplanıyor. Kedinin sahibi olan kız koşarak geliyor ve bir bakıyor kedisi oracıkta ölmüş. Kız depresyonuna geri dönüyor ve hemen doktoruna koşuyor. Doktoruna 'siz bana depresyondan kurtulmam için kedi hediye ettiniz ve ben çok iyiydim ama o şimdi öldü. ben yine yalnızım' deyip orada bulunan kesici bir aletle bileğini kesiyor. Ölmüyor fakat hastaneye zor yetiştiriliyor ve doktor bundan çok etkileniyor. Eve giderken kara kara düşünüyor. Ben nerede, nasıl bir hata yaptım diye. Eve gittiğinde eşi kapıda karşılıyor fakat doktor günün kötü geçmesinden dolayı kendini çok bitkin hissediyor ve hemen yatacağını söylüyor. Kadın da zaten uzun süredir eşiyle arasının açık olmasından dolayı bir anda kendini dışarı atıyor ve yürümeye başlıyor. Karşısına eski sevgilisi çıkıyor. Kadının kötü olduğunu görünce konuşmak isteyip istemediğini soruyor. Kadın cevap vermekten bile aciz bir durumda kötü olduğunu belli ediyor. Adam kadını evine davet ediyor. Konuşmaya başlıyorlar fakat kadının şefkat arzusundan ve adamında kadına olan ilgisinden dolayı aralarında bir yakınlaşma oluyor ve beraber oluyorlar. Ardından kadın kendini kötü hissediyor ve ağlamaya başlıyor. 'Senin yüzünden eşime ihanet ettim'diyor ve kendini ne kadar kötü hissettiğini anlatıyor. Adam, kadının haline ve kendi hissettiklerine odalanarak dışarı çıkıyor ve bir bara gidiyor. Sarhoş olana kadar içiyor. Evine gitmek üzere arabasına biniyor ve aracını sürmeye başlıyor. Tam o sırada balerin bir kız dönerek yola doğru çıkarken adam sarhoşluğun verdiği dalgınlıkla kızı farkedemiyor ve kıza çarpıyor. Kız hayatını kaybediyor ve doktorlar ailesine haber veriyor. Aile, öykümüzün başındaki çift..
Sabah uykudan uyanan bir çiftle başlıyor öykümüz. Kadın, belkide görmüş olduğu rüyanın da etkisiyle uyandığında oldukça asabi bir ruh hali içinde. Eşine dönüp 'yine mi?sen, yine mi?aynı yaşantı.uyudum uyandım hiçbir şey değişmemiş' diyor. Adam da bu tavır karşısında ne yapacağını bilemeyerek ve şaşkınlıkla hızlıca yataktan kalkıp telaşla duşunu alıp giyinmeye başlıyor. Eşinin ruh hali kendisine de geçip negatifleşiyor ve kahvaltı bile etmeden hatta eşine hoşçakal bile demeden aceleyle evden çıkıyor. Arabasına binip 'lanet olsun bugüne'diyor ve yola koyuluyor. Kahvesini bile içmeden yola çıktığı için henüz tam olarak ayılmış değil. Hızla arabasını sürerken bir anlık dalgınlıkla önüne çıkan çocuğu son anda farkediyor ve acı bir frenle tam olarak çocuğun ayaklarının dibinde durmayı başarıyor.O anda çocuğun annesi çocuğa öyle bir sesleniyor ki çocuk telaşa kapılıp arabayı elleriyle itiyor ve büyük bir huzursuzluk yaşamaya başlıyor. Yolun karşısına geçip annesiyle beraber yürürken köşeyi dönen yolda bir anda karşısına bir kedi çıkıyor ve çocuğun o anki telaşı ve huzursuzluğuyla yaptığı bir refleks sonucunda kediyi tekmeliyor ve kedi biraz ilerde bulunan demirlere saplanıyor. Kedinin sahibi olan kız koşarak geliyor ve bir bakıyor kedisi oracıkta ölmüş. Kız depresyonuna geri dönüyor ve hemen doktoruna koşuyor. Doktoruna 'siz bana depresyondan kurtulmam için kedi hediye ettiniz ve ben çok iyiydim ama o şimdi öldü. ben yine yalnızım' deyip orada bulunan kesici bir aletle bileğini kesiyor. Ölmüyor fakat hastaneye zor yetiştiriliyor ve doktor bundan çok etkileniyor. Eve giderken kara kara düşünüyor. Ben nerede, nasıl bir hata yaptım diye. Eve gittiğinde eşi kapıda karşılıyor fakat doktor günün kötü geçmesinden dolayı kendini çok bitkin hissediyor ve hemen yatacağını söylüyor. Kadın da zaten uzun süredir eşiyle arasının açık olmasından dolayı bir anda kendini dışarı atıyor ve yürümeye başlıyor. Karşısına eski sevgilisi çıkıyor. Kadının kötü olduğunu görünce konuşmak isteyip istemediğini soruyor. Kadın cevap vermekten bile aciz bir durumda kötü olduğunu belli ediyor. Adam kadını evine davet ediyor. Konuşmaya başlıyorlar fakat kadının şefkat arzusundan ve adamında kadına olan ilgisinden dolayı aralarında bir yakınlaşma oluyor ve beraber oluyorlar. Ardından kadın kendini kötü hissediyor ve ağlamaya başlıyor. 'Senin yüzünden eşime ihanet ettim'diyor ve kendini ne kadar kötü hissettiğini anlatıyor. Adam, kadının haline ve kendi hissettiklerine odalanarak dışarı çıkıyor ve bir bara gidiyor. Sarhoş olana kadar içiyor. Evine gitmek üzere arabasına biniyor ve aracını sürmeye başlıyor. Tam o sırada balerin bir kız dönerek yola doğru çıkarken adam sarhoşluğun verdiği dalgınlıkla kızı farkedemiyor ve kıza çarpıyor. Kız hayatını kaybediyor ve doktorlar ailesine haber veriyor. Aile, öykümüzün başındaki çift..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)